Banner 24Banner 6Banner 21hy1Banner 7

Konuşmalar önceki sayfa

28.12.2011 VORTVOTS VORODMAN KİLİSESİ-KÜLTÜR MERKEZİ AÇILIŞI, İSTANBUL

Kıymetli Misafirler;

Hepinizi en derin sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.

8 bin yılı aşkın tarihi ve muhteşem geçmişiyle dünyanın en önemli kentlerinden biri olan İstanbul, 2010 yılında Avrupa Kültür Başkenti oldu.

Çok kısa bir süre içinde 600'ü aşkın projeyi ve yüzlerce etkinliği hayata geçirdik.

Bunlardan biri de Vortvots Vorodman Kilisesi’nin restorasyonuydu.

Vortvots Vorodman yani Gökgürültüsünün Çocukları Kilisesi’nin restore edilerek yeniden ibadethane ve kültür merkezi olarak açılışında bulunmaktan büyük mutluluk duyuyorum.

Gökgürültüsünün Çocukları isminin; Hazreti İsa'nın havarilerinden olan Mukaddes Kitap İncil'in yazarı Yuhanna ve onun kardeşi Hagop'tan geldiği, iki kardeşin gök gürültüsünü andıran baskın kişilikleriyle tanındığı için de kilisenin bu isimle anıldığını sanat tarihçisi Dr. Elmon Hançer söylüyor.
    
İstanbul, dünyanın diğer büyük ve eski şehirlerinden farklı olarak, herhangi bir köşesinden bile dünyanın tüm seslerinin duyulduğu, tüm renklerinin görülebildiği bir şehirdir.

İstanbul, hoşgörüyle bütün insanlığa kucak açan bir şehirdir.

Bu kent; Bach (Bah) ve Itrî'yi, Mozart ve Dede Efendi'yi, Şevki Bey ve Schuberti (Şubert) aynı anda dinleyebilen bir özelliğe sahiptir.

Bu şehirde Mimar Sinan ve Ermeni Balyan’ın farklı yüzyıllarda oluşturdukları mimarî tarzlar birbiriyle iç içedir.

Ve bu haliyle İstanbul, bütün dünya için medeniyetler ittifakının anahtarıdır, sembolüdür.

Bu topraklarda kilise ile cami hep yan yana olmuştur.

OSMANLI TARİHİNDE FARKLI MİLLETLERE HOŞGÖRÜ

Bizim tarihimizde bu inanç hürriyetine ilişkin pek çok örnek bulmak mümkündür.

Bir olay nakletmek istiyorum Osman Bey döneminden.

Bir gün bir Türkle bir Rum arasında pazarda problem çıkar.

Mesele Osman Gazi'ye akseder.

Osman Gazi ikisini de dinler ve Rum'un haklı olduğuna karar verir.

Osman Gazi'nin o gün o Rum'a hak vermesi çevrede büyük bir olay olarak anlatılır.

Bundan sonra Osmanlı pazarlarına bütün Gayrimüslimler akın etmeye başlar.

Bu sayede Devletin kısa zamanda ticari anlamda büyüdüğünü görürüz.

Osmanlı, gayrimüslim vatandaşlarına öyle müsamahalı davranmıştır ki, bunu başka bir yerde görmek mümkün değil.

Çünkü bizim inancımıza göre; insan olarak herkes aynı hakka sahiptir.

Fatih’in İstanbul’u fethettiği zaman Galata Cenevizlilerine verdiği Ahidname ve papazlara gönderdiği ferman; gayri müslim halkın temel hak ve hürriyetlerinin korunması, dini serbestlik, hürriyet ortamı ve toplumsal barışın tesis edilmesini ifade eden tarihimizdeki önemli vesikalardandır.

Ermeniler Fatih Sultan Mehmet’in talebiyle Bursa'daki ruhani liderleri Hovakim'i İstanbul'a getirtmiş, Rum Patrikliği'nin yanında, bir de Ermeni Patrikliği 1461'de kurulmuştur.

Patrik, padişahın fermanıyla Ermeni cemaatinin lideri ilan edilmiş ve Ermeniler tamamen onun yönetimine bırakılmıştır.

Bu dönemden sonra çeşitli ülkelerden İstanbul'a büyük bir Ermeni göçü yaşanmış, İstanbul'da güçlü bir Ermeni topluluğu oluşmuştur.

Yavuz Sultan Selim'in Güney Kafkasya ve Doğu Anadolu'yu fethetmesiyle birlikte, buradaki Ermeniler de İstanbul'daki cemaatin bünyesine dâhil olmuş, İstanbul Patrikliği'ne bağlanmışlardır.

Osmanlı yönetimi boyunca Ermeniler dini, siyasi, ekonomik ve kültürel açıdan çok büyük bir özgürlük yaşamışlardır.

Din ve ırk ayrılığı bu haklara mani değildi.

Hatta 16’ncı yüzyıl ortalarında Türkler Protestanların ümidi olarak telakki edilmişlerdir.

Osmanlı topraklarındaki Protestanların serbestçe dini ibadetlerini yapmaları diğer ülkelerde yaşayanlar için bir ideal olarak görülecektir.

II. Mahmud, 1837 yılında Şumnu’da yaptığı bir konuşmada;

“Siz Rumlar, siz Ermeniler ve siz Yahudiler hepiniz Müslümanlar gibi Allah’ın kulu ve benim tebamsınız. Dinleriniz başka başkadır. Fakat hepiniz devlet kanunlarının ve irade-i şahanemin himayesindesiniz." diyerek Osmanlı sultanlarının gayr-ı Müslim topluluklara bakışlarını ve takındıkları hoşgörülü tavrı tarihe geçirmiştir.

Meşhur tarihçi Gibbons bu topraklardaki adaleti, Osmanlı’nın hoşgörüsünü şöyle anlatır:

“Yahudiler’in toptan öldürüldüğü ve Engizisyon mahkemelerinin ölüm saçtığı bir devirde Osmanlılar, idareleri altında bulunan çeşitli dinlere bağlı kimseleri barış ve ahenk içinde yaşatıyorlardı.”

Öyleki Müslüman ve Hıristiyan komşular birbirlerinin evine gider gelirlerdi.

Gayrimüslimlerin evlerinde Müslüman misafirleri geldiklerinde namaz kılmaları için seccade bulunurdu.

Müslüman bir Erzurumlu, Amasyalı, İstanbullu hacca giderken, evini, eşyasını, çoluk-çocuğunu, dükkanını çekinmeden bir Ermeni komşusuna emanet edebiliyordu.

Aynı biçimde Ermeniler de bir seyahate çıkacakları vakit, dükkânlarını, evini, çoluk çocuğunu komşusu olan bir Türk'e emanet ederdi. Bunlar, birlikte uyum içinde yaşandığının, hoşgörü medeniyetinin vesikası olan tarihi örneklerdir.

Biz, bu zenginliği yüzyıllardır bu topraklarda yaşatmaktan onur ve mutluluk duyuyoruz.

TÜRK-ERMENİ İLİŞKİLERİ

Bu tarihi perspektifle Türk-Ermeni ilişkilerini, sadece 1. Dünya Savaşı yıllarındaki kısa dönem çerçevesinde değerlendirmek çok sağlıklı olmaz.

Çünkü Ermenilerle Türklerin dostlukları yaklaşık bin yıl öncesine uzanmaktadır.

Onbirinci yüzyıldan Ondokuzuncu yüzyılın ikinci yarısına kadar, Anadolu Türk ve Ermeni halklarının barış içinde birlikte yaşadıkları dönem, tarihte benzeri görülmeyen bir dönemdir.

Osmanlı'da Ermeniler için millet-i sadıka yani sadık millet denilmiştir.

Anadolu'nun Türkler tarafından fethinden 20. Yüzyıla kadar kayda değer hiçbir uyuşmazlık, hiçbir silahlı çatışma bu iki topluluk arasında görülmemiştir.

Bütün dünya tarihinde birbirinden bu kadar farklı diller konuşan ve birbirinden bu denli farklı dini inançlara sahip olup da bu kadar uzun süre barış içinde yaşayan başka iki millet gösterilemez.

Bugün ülkemizde resmi, gayrı resmi yaklaşık 100 bin Ermeni yaşamaktadır.

Türk-Ermeni ilişkisini, sadece 1915 olaylarının tek taraflı ve suçlayıcı yorumuna dayandırmak; bin yıllık dostluğa, tarihe, kader birliği yapmış bu iki millete ihanettir.

Türkiye’nin görüşleri; eldeki arşiv belgelerine ve bilimsel araştırmalara dayanmaktadır.

Sözü her iki tarafın saygın tarihçilerine bırakmak en doğrusudur.

Bu anlamda, Parlamentolar, mahkemelerin yerini almamalı ve konuya ilişkin hüküm vermemelidir.

Türkiye ve Ermenistan’ın ortak geçmişlerindeki zor dönemi unutmaksızın, tarihi dostluklarını yeniden inşa etme zamanı gelmiştir.

Ancak, bu yöndeki çabalarda herkes dürüst ve açık fikirli olmalıdır.

Fransa gibi üçüncü ülkelerin, küçük hesaplar ve siyasi çıkar sağlamak amacıyla bu sürece müdahil olması yanlıştır.

Biz tarihimiz boyunca hiçbir millete hiçbir topluluğa düşmanlık, kin beslemedik, önyargıyla yaklaşmadık.

Tüm dünyanın özellikle bugünlerde bu toprakların her köşesinde hayat bulan "cami, kilise ve havranın yan yana olması" anlayışına muhtaçtır.

Bugün bile Kuzguncuk'ta Camii ile Kilise aynı duvarı paylaşmaktadır.

Bunu dışarıdan anlamak, bu topraklarda yaşamadan bunları hissetmek mümkün değildir.

Bugün dünyaya korku paranoyasını yaymak ve "Medeniyetler Çatışması" tezini haklı çıkarmak için uğraşan güçler var.

Hükümetimiz, bu paranoyaya panzehir olarak "Medeniyetler arası diyaloğu" savunmaktadır.

Kültür ve medeniyetlerin bir arada, barış içinde yaşamaları gerektiğini her fırsatta dile getiriyoruz.

Tüm yaşananlara en güzel cevabı İstanbul vermektedir.

Bugün Ermeni dostlarımızla birlikte tamamıyla yenilediğimiz Vortvots Vorodman Kilisesi’nin kapılarını bir kez daha açıyoruz.

Vortvots Vorodman Gökgürültüsünün Çocukları Kilisesi’nin Türklerle Ermeniler arasındaki dostluğu temsil etmesini ve pekiştirmesini diliyorum.

Kilisenin restorasyonunun Noel öncesinde biterek ibadete açılmasından büyük mutluluk duyuyor, tüm Ermeni vatandaşlarımıza, kardeşlerimize “Mutlu Noeller” diyorum.

Bu vesileyle İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti kapsamında elbirliği ve gönül birliğiyle çalışan herkese teşekkür ediyor, hepinize sevgi ve saygılarımı sunuyorum.