




Konuşmalar önceki sayfa
28.12.2011 DEİK GENEL KURUL, İSTANBUL
Sayın Bakan,
Çok Değerli Başkanlar,
Kıymetli Yönetim Kurulu Üyeleri,
Muhterem İş Adamlarımız, İş Kadınlarımız,
Değerli Basın Mensupları;
Hepinizi saygıyla selamlıyor, Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu’nun 2011 yılı Genel Kurulu’nda bulunmaktan duyduğum mutluluğu belirterek sözlerime başlamak istiyorum.
Anadolu, tarih boyunca dünya ticaretinin ve önemli ulaşım yollarının merkezi olmuştur.
17, 18 ve 19. yüzyıllarda bilhassa Anadolu’yu gezen, İpek Yolu’nu takip eden ve gezi notlarını kitaplaştıran yazarların, seyyahların ve diplomatların hemfikir olduğu husus şudur:
“Türklerle ticaret yapıyorsanız hiçbir şeye ihtiyacınız olmaz ve asla zarar etmezsiniz. Çünkü onlar verdikleri sözü mutlaka tutarlar.”
Bu gerçeği Sabri Ülgener Hoca şöyle tarif eder: “İktisadî yaşayış, nerede ve hangi zamanda olursa olsun, yalnız mal ve eşya yığınlarının bir araya gelişinden ibaret bir madde dünyası değildir. Bütün o yığınların altında ve gerisinde kendisine has tavır ve davranışlarıyla insan gerçeği yatar.”
Bu “insan gerçeği” günümüzde Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu’nda en güzel biçimde hayat bulmaktadır.
DEİK, Türk iş dünyasının isteyince ve beraber omuz omuza verince yapamayacağı bir şeyin olmadığını bize gösteriyor.
Memleket meselesi olunca, Türkiye meselesi olunca hep beraber omuz omuza çalışmamız gerekiyor.
DEİK; iş adamlarımızın yurt dışı faaliyetlerine destek vermesinin yanı sıra hükümetimizin dış politika faaliyetlerine ve uygulamalarına da çok önemli katkılar sağlayan bir yapıdır.
Bu vesileyle DEİK’in kuruluşundan bugüne katkısı olan, emeği geçen herkese gönülden teşekkür ediyorum.
Bugün sizlerle beraber içinde bulunduğumuz global ekonomik konjonktüre, Avrupa’nın yaşadığı zorluklara ve Türkiye’de uygulamakta olduğumuz politikalara kısaca değinmek istiyorum.
Türkiye, 2002 yılından bu yana hem sosyal hem de ekonomik olarak çok önemli değişim ve dönüşüm yaşıyor.
TÜRKİYE’DE SOSYAL VE EKONOMİK REFORMLAR
Ülkemizde gelişen ticaret, daha rekabetçi bir ekonominin oluşmasına ve insanımızın refah düzeyinin artmasına vesile olmaktadır.
Ancak refah düzeyindeki bu artış sadece belli kesimlerde değil, toplumun geniş kesimlerinde görülmektedir.
Özellikle şunun altını çizmek istiyorum; AK Parti olarak, göreve geldiğimizde faizler yüzde yetmişler düzeyindeydi, özel sektör ve yatırımcıların ekonomiye, siyasete güveni kalmamıştı. Bu nedenle de ticaret daralmıştı.
Biz yeni bir yaklaşım getirerek, paradan para kazanma devrinin bitmesi gerektiğine inandık; o nedenle de reel sektörün yeniden canlanması ve ülke ekonomisine güvenmesini, yatırımlarına hız vermesini sağlayacak tedbirler aldık.
Bizim uzun vadedeki amacımız, sürdürülebilir bir ekonomik büyümeyi yakalamaktı ve bunu da hamdolsun başardık.
Bugün, Türkiye’de kişi başına düşen milli gelir 10 bin doların üzerine çıkmıştır.
Finans ve reel sektörün güçlenmesiyle, bankalardan alınan krediler artmış; böylece her iki sektör de daha sağlıklı bir yapıya kavuşmuştur.
Üretilen ve satılan konutların sayısında çok yüksek miktarlarda artışlar yaşanmıştır.
Ülke vatandaşlarının yurt dışına çıkışlarında tarihi rekorlar kırılmıştır.
Ulaşımda yüksek standartlar sağlanmış; uçak gibi önceden lüks olarak kabul edilen vasıtalar insanımız için sıradan hale gelmiştir.
Ayrıca ekonomimizin rekabetçi yapısının arttığını gösteren uluslararası raporlar yayınlanmıştır.
Örneğin, Dünya Ekonomik Forumu tarafından açıklanan raporda; 2011-2012 dönemi Küresel Rekabetçilik Endeksi hesaplamalarına göre Türkiye 142 ülke arasında 59. sıraya yükselmiştir.
Türkiye’de siyasi istikrarın sağlanması, demokrasinin iyi işlemesi, temel hak ve özgürlükler alanındaki ilerlemeler, ülkemizin bir hukuk devleti olması yönünde ortaya koyduğumuz çabalar, bu dönüşümün temelinde yer alan unsurlardır.
Çünkü, siyasi istikrar olmadan ekonomik istikrarı sağlamak mümkün değildir.
Ağırlıklı olarak Avrupa’da, kısmen Amerika’da yaşanan sorunların temelinde yer alan problemler, Türkiye’de önemli ölçüde çözdüğümüz problemlerdir.
- Türkiye, sosyal güvenlik reformunu yapmış bir ülkedir.
- Türkiye, bankacılık reformunu önemli ölçüde tamamlamıştır.
- Türkiye, kamu maliye yapısını da sağlam hale getirmiştir.
Bu sağlam yapısı ve yüksek büyüme hızı Türkiye'yi diğer pek çok ülkeden ayırmıştır.
- İstihdam rakamlarına baktığımızda, 2009 Nisan’ında yüzde 14,9’a kadar çıkan işsizlik oranı, 2011’in son çeyreğinde yüzde 8,8’e gerilemiştir.
- Türkiye'de sadece son 12 ayda 1 milyon 700 bin kişiye ilave istihdam sağlanmıştır.
- Oysa dünyada 2010 yılında, yaşanan ekonomik toparlanmaya rağmen pek çok ülkede işsizlik oranı artmıştır.
- İşsizlik oranı İspanya’da %20,1’e, İrlanda’da %13,7’ye, Yunanistan’da %12,6’ya yükselirken, Avrupa Birliği ortalaması %9,6’ya çıkmıştır.
Sadece işsizlik oranıyla ilgili verdiğimiz bu rakamlar bile gelmiş olduğumuz noktayı ortaya koymak için yeterlidir.
Uluslararası Çalışma Örgütü’ne üye tüm ülkeler içinde işsizliği en hızlı düşüren ve en çok istihdam üreten ülkelerin başında Türkiye gelmektedir.
DÜNYA EKONOMİSİ
Genişleyici maliye politikaları ve bankacılık sektöründen gelen ilave yükler, 2008-2009 krizinde kamu dengelerinde sorunla yakalanan ülkelerin bütçe dengelerinde daha fazla bozulmaya yol açmıştır.
Güçlü Avro ve düşük faiz oranlarının oluşturduğu borçlanma kolaylıklarından yararlanan bu ülkelerde kamu borç stoku önemli ölçüde artmıştır.
AB İstatistik Kurumu Eurostat’ın açıkladığı verilere göre; Avrupa Birliği’nin 27 ülkesinin kamu borç stokunun milli gelire oranının ortalaması, 2010 yılında %80’e ulaşmıştır.
AB’ye üye ülkelerin 14’ünde ise bu oran Maastricht Kriteri olan %60’ın üstündedir.
Bu oranlar Yunanistan’da %145, İtalya’da %118,4 ve İspanya’da %61’dir.
Belçika, İrlanda ve Portekiz’de de bu oran %90’ın üzerinde seyretmektedir. ABD için bu oran yüzde 94,4’tür.
Türkiye’nin 2010 yılında kamu borç stokunun gayri safi yurtiçi hâsılaya oranı ise yüzde 42,2 olarak gerçekleşmiştir.
Biz, önümüzdeki dönemde de sürdürülecek mali disiplinin sonucu olarak bu oranın daha da gerileyerek 2014 itibarıyla yüzde 32 olarak gerçekleşmesini hedeflemekteyiz.
DÜNYADA VE TÜRKİYE’DE BÜYÜME RAKAMLARI
Avrupa Birliği Komisyonu’nun en son tahminlerine göre önümüzdeki dönemlerde Avro Bölgesi ekonomisinde neredeyse sıfır büyüme beklenmektedir.
Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü OECD'nin son tahminlerine göre, Avro Bölgesi ekonomisinde bu yılın son çeyreğinden 2012 yılının ikinci çeyreğine kadar daralma beklenmekte, sonraki dönemlerde ise büyümenin çok zayıf seyretmesi öngörülmektedir.
Avro Bölgesi’ne ilişkin düşük büyüme beklentilerine paralel olarak küresel büyüme beklentileri de her geçen ay bozulmaktadır.
Uluslararası Para Fonu'nun eylül ayındaki tahminlerine göre; 2011 ve 2012 yılları küresel büyüme oranı yüzde 4 seviyesindeyken, kasım ayındaki OECD tahminlerine göre ise bu oran 2011'de Yüzde 3.8, 2012 yılında ise yüzde 3.4 olarak öngörülmektedir.
Ülkemiz, yaklaşık 1 trilyon dolarlık Satın Alma Gücü Paritesine göre Gayri Safi Yurtiçi Hasılası (GSYH) ile 2010 yılında, Dünya’nın 16’ncı, Avrupa’nın ise 6’ncı büyük ekonomisi konumundadır.
Türkiye, bu yılın ilk çeyreğinde %11,6, ikinci çeyreğinde %8,8, üçüncü çeyreğinde %8,2 ve böylece ilk 9 ayda %9,6 büyümüştür.
Bu büyüme ile Türkiye ekonomisi OECD, Avrupa Birliği ve G20 ülkeleri arasında en güçlü büyüme performansı gösteren ülke olmuştur.
Ülkemizde, özel sektörün 1993-2002 yılları arasında %3,1 olan büyümeye katkısı 0,6 idi.
2003-2010 yılları arasında ortalama 4,4 olan büyüme oranına katkısı 1,8 olmuştur. Yani hükümetimiz döneminde özel sektörün büyüme rakamlarına katkısı yaklaşık üç kat artmıştır.
Makroekonomik göstergelerdeki iyileşmenin yanı sıra Türkiye’nin krize karşı geliştirdiği politikalar ve gösterdiği dayanıklılığın bir neticesi olarak, Türkiye’nin TL cinsinden kredi notu “yatırım yapılabilir” seviyeye yükseltilmiş ve görünümü pozitif olarak tanımlanmıştır.
Ticaret, özel sektör ve doğrudan yabancı yatırımın hem yakın ve hem de uzak gelecekte Türkiye ekonomisinde oynayacağı rol çok önemlidir.
2023 yılında; 500 milyar dolar ihracat ve 1 trilyon doların üzerinde bir dış ticaret hacmine ulaşmayı ve dünyanın en büyük 10 ekonomisi içerisinde yer almayı hedefliyoruz.
GÜMRÜK VE TİCARET BAKANLIĞI’NIN EKONOMİYE KATKISI
Büyüyen ekonomimizin ihtiyaçları doğrultusunda Gümrük ve Ticaret Bakanlığı bünyesinde ticaret ile gümrük işlemlerini birleştirdik.
Böylece haksız rekabetin önlenmesi, maliyetlerin düşürülmesi, ticaretin etik kurallar çerçevesinde yapılması bakımından daha etkin bir işleyişi sağladık.
Gümrük ve Ticaret Bakanlığı yeni yapısıyla; ülkemizi, dünyanın en kolay ve en güvenli ticaret yapılan ülkelerinden biri haline getirme hedefi ile yola çıkmıştır.
- Diğer taraftan, ticaret erbabımıza, esnaf ve sanatkârlarımıza, kooperatiflerimize ve 74 milyon tüketicimize hizmet etmek üzere; yaklaşık 50 yıldır uygulanmakta olan, ancak çağın ihtiyaçlarını karşılamakta yetersiz kalan Türk Ticaret Kanunu’nu yeniledik.
1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe girecek 6102 sayılı Kanun, ticari hayatımıza şeffaflık, hesap verebilirlik, kurumsallaşma ve elektronik ortamda hukuki işlem tesis edebilme gibi temel unsurlardan oluşan yeni yaklaşımlar getirmektedir.
Kanun, ülkemiz ekonomisinin başarılı yükseliş grafiğini ve sürdürülebilir büyümeyi devam ettirmek için ihtiyaç duyulan düzenlemeleri kapsamaktadır.
Getirdiği yenilikler ve düzenlemeler çerçevesinde devrim niteliğinde sayılacak Yeni Ticaret Kanunu ile hedeflerimiz şunlardır;
- Yatırım ve iş yapma ortamını iyileştirmek,
- Şirketlerimizde kurumsal yönetim ilkelerinin benimsenmesi sağlamak,
- Kayıt dışılığı önlemek,
- Şeffaflığın ve hesap verilebilirliği sağlamak,
- Bilgi toplumuna uygun hizmetleri ön plana çıkartmak.
Bu kanun ile şirketler elektronik ortamda 5 dakikada kurulabilecektir.
Tek kişiyle şirket kurulması mümkün olacaktır.
Halen mevzuatımızda bulunmayan Şirketler Topluluğu Hukuku ve Bağımsız Denetim ilk defa düzenlenen alanlar olarak bu kanunda yer almıştır.
Bu kapsamda, ticaret sicilinin yapısını, teşkilatlanmasını, kayıtların tutulma usul ve esaslarını yeni bir anlayışla ele alan düzenlemeler vardır.
- Yeni Ticaret Kanunu ile şirket kurmayı kolaylaştırırken, şirketlerin kayıtları şeffaf ve ulaşılabilir hale geliyor.
- Söz konusu düzenlemenin yanında ticaret sicili uygulamalarına yönelik olarak kısa adı “MERSİS” olan “Merkezi Sicil Kayıt Sistemi”ni kuruyoruz.
Bu sistem sayesinde Türkiye çapında sicil kayıtlarının güvenli, düzenli ve eksiksiz olarak elektronik ortamda tutulması sağlanacaktır. Ayrıca, ‘Büyüyen Anadolu’ya Kredi Kolaylıkları Projesi’ ve ‘İflasın önlenmesi ve iflas Edenlere İkinci Bir Şans Verilmesi Projesi’ gibi projelerle küçük ve orta ölçekli şirklerimizi destekleme gayreti içindeyiz.
Dolayısıyla, 74 milyonluk nüfusa sahip olan ülkemizde, biz hükümet olarak, hem sanayici ve iş adamlarımızın önünü açacak, işlemlerini basitleştirecek hem de tüketicilerin haklarının güvence altında olduğu yüksek standartta bir ticaret dünyası oluşturmanın gayret ve çabası içindeyiz.
Bakanlık olarak, AB standartlarında, haksız rekabetin, yasal olmayan ticaretin ve sahteciliğin önünü kesecek bütün önlemlerini alıyoruz.
Şunu söylemek istiyorum; ticaretimizin gelişmesini sadece ekonomik büyüme ile desteklemiyoruz. Aynı zamanda hukukla da güçlü bir yapıya kavuşturuyoruz.
- 2023 yılı için bir trilyon dolar dış ticaret hacmi hedefi olan ülkemizde gümrük idaremizin rolü; gelişen ve büyüyen ticareti kolaylaştırarak Türkiye'yi ticaretin en rahat ve en güvenli yapıldığı bir ülke haline getirmektir.
- İnsan kalitesiyle desteklenmiş, ileri teknolojiye ve iyi bir organizasyon yapısına sahip bir gümrük idaresi, ticaret hayatımızın önemli ve vazgeçilmez temelidir.
Bu hedef doğrultusunda yapılanlardan kısaca söz etmek istiyorum:
- Türkiye’nin dört bir yanındaki gümrük kapılarını günün şartlarına göre yap-işlet-devret modeli ile modernize ediyor ve yeniliyoruz.
- Gümrük idaremizin alt yapı eksikliklerini tamamlıyor, aynı zamanda personel yönünü güçlendirmek suretiyle insan kalitesini maksimum seviyelere çıkarmayı hedefliyoruz.
- Komşu ülkelerle işbirliği yaparak, gümrük işlemlerinin basitleştirilmesi hususunda yeni yöntemler geliştiriyoruz.
Örneğin, sınır geçişlerinde beklemelerin hiç yaşanmayacağı bir yönetim ve işletim modelini hayata geçiriyoruz. “Ortak Kapı Modeli” olarak adlandırdığımız bu uygulamada; aynı yolcu, taşıt ve eşyaya ilişkin olarak yapılması gereken veri girişi ve kontrol işlemleri her iki sınır kapısında ayrı ayrı değil de; çıkış ülkesinde veri girişi, giriş ülkesinde kontrol işlemi yapılacaktır.
Bu sayede, sınır geçişlerindeki formaliteler yaklaşık %40 azaltılmış olacaktır.
- Gümrüklerimizde “kâğıtsız” bir dönemi başlatıyoruz.
Artık ticaret erbabı gümrüğe gelmeksizin, gümrük beyannamesine eklenmesi gereken belgeleri de tamamen elektronik ortamda ve elektronik imza ile gümrüğe gelmeden kendi bürolarından gümrük idaresine sunacaktır.
Ticaretin önünde büyük engel oluşturan bürokrasiyi ve formaliteleri, riske mahal vermeden çözmeyi hedefliyoruz.
Örneğin, iş sahiplerinin ithalat veya ihracat işlemleri için çeşitli kurumlardan belge alırken harcadıkları zamanı ortadan kaldıracağız.
Artık ticaret erbabımız bu belgelerin temini için her bir kuruma ayrı ayrı başvuruda bulunmayacak.
- “Tek Pencere” olarak adlandırdığımız yeni uygulamayı hayata geçirdiğimizde, ticaret erbabı ithalat ve ihracat için gerekli olan tüm belgeleri tek bir noktaya başvuru yapmak suretiyle yine buradan temin edecek.
Böylece hem maliyetler azalacak hem de gümrüklerdeki zaman kaybı önlenecektir.
Bu sistemin üzerinde çalışıyoruz. Ayrıca riske dayalı kontrol, sonradan kontrol ve kayıt yoluyla giriş gibi sistemlerle gümrükte yapılan denetim ve kontrolleri de efektif hale getiriyoruz.
GÜMRÜK VE TİCARET KONSEYİ
Bakanlığımıza, gümrük ve ticaret politikalarının oluşturulması ve uygulanması ile ilgili olarak görüş bildirmek ve bu konularda araştırma ve çalışmalar yapmak üzere danışma organı niteliğinde görev yapacak “Gümrük ve Ticaret Konseyi”ni hayata geçiriyoruz.
Konseyin oluşumu, görevleri, çalışma usul ve esaslarını düzenleyecek yönetmeliği hazırlıyoruz.
Konseyin;
- Uluslararası gelişmeleri ve ülke şartlarını gözeten,
- Katılımcılığa dayanan,
- Uzlaşmayı esas alan,
- Esnek ve hızlı karar alabilen,
- Değişimi ve yenilikleri önceden fark ederek, sonuç odaklı çalışma kültürünü benimseyen,
- Objektif esaslara göre görüş ve önerilerini oluşturan,
- Tüm paydaşlarının güvendiği saygın bir kurum ve danışma organı olmasını hedefliyoruz.
Gümrük ve Ticaret Bakanlığı’nın hizmet sunduğu alanlardaki tüm paydaşlarımız konseyde temsil edilecektir.
GÜÇLÜ EKONOMİ GÜÇLÜ DIŞ POLİTİKA
Değerli Katılımcılar,
Türk dış politikası, artık uluslararası kamuoyunda dikkatle izlenir hale gelmiştir.
Küresel gelişmelere ve ulusal önceliklerimize paralel olarak Orta Asya, Kafkaslar, Ortadoğu, Balkanlar ve Afrika’da yeni açılımlar gerçekleştirdik.
Dünyanın her noktasını dikkatle izleyen, kucaklayıcı, bütünleştirici bir yaklaşımı benimsedik.
Dış politika alanındaki bu açılımlara paralel olarak işbirliği projelerimiz beş kıtaya yaygınlaşmıştır.
Hükümet olarak göreve geldiğimiz günden beri, Türkiye’nin, bu büyük potansiyelini güçlendirecek adımları atması sorumluluğunu her zaman taşıdık.
Küreselleşmenin getirdiği ticari ve finansal ilişkilerin boyutu, küresel işbirliğinin yanı sıra bölgesel işbirliğini de önemli hale getirmiştir.
Bu da bu alanda çalışmalar yapan DEİK gibi kuruluşların önemini arttırmaktadır.
İş adamlarımızın, yurt dışında yaşayan Türklerle dayanışma ve işbirliği içerisinde gönül birliğiyle hareket etmesini takdirle karşılıyoruz.
- Güçlü bir etkileşimin varlığı ülkemizin tüm dünyada ekonomik ve sosyal etkinliğini arttıracaktır.
- Diğer yandan, güçlü bir Türk diasporasının ülkemizin tüm dünyadaki siyasal gücüne de önemli bir katkısı olacaktır.
- Yurtdışında örgütlenmiş ve bulunduğu ülkelerde ekonomik ve siyasal yaptırım gücüne sahip bir Türk diasporası; sözde Ermeni soykırımı meselesi başta olmak üzere Türk dış politikasındaki temel sorunların, dış dünya nezdinde başka ülkelerin tasarrufuna bırakılması gibi olumsuz bir sonucu da ortadan kaldırmaya ciddi destek sağlayacaktır.
- Böylesi bir diasporanın oluşması, Türkiye olarak meşru ve haklı bir noktada bulunduğumuz birçok meselede tarihi gerçeklerin dünya kamuoyuna doğru biçimde yansıtılmasına imkân verecektir.
Fransa Meclisi'nde kabul edilen Sözde Ermeni Yasa Tasarısı, bu diasporanın önemini daha da arttırmıştır.
Türkiye, artık masa başında kaybeden bir ülke olmayacaktır.
Fransa girdiği yolun çıkmaz bir yol olduğunu görecektir.
Bunda da siz iş adamlarımızın Fransa nezdindeki lobi faaliyetleri önemli rol oynayacaktır.
Değerli Katılımcılar;
Biz bugüne kadar iş dünyasıyla, sivil toplumla, sosyal taraflarla beraberce yakın bir çalışmayla, istişareyle kararlar almaya ve politikalarımızı birlikte oluşturup uygulamaya son derece önem verdik.
Bu yakın diyaloğumuz önümüzdeki dönemde de devam edecektir.
DEİK Genel Kurul toplantısının ülkemiz ve iş dünyamız için hayırlara vesile olmasını diliyor, katkılarınız için hepinize gönülden teşekkür ediyor, sevgi ve saygılarımı sunuyorum.