Hayati YAZICI | Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı

KAMU GÖREVLİLERİNİN SENDİKAL VE DEMOKRATİK HAKLARI ÇALIŞTAYI

Sendika ve Konfederasyonların değerli genel başkanları,
Kamu kurum ve kuruluşlarımızın kıymetli temsilcileri,
Saygıdeğer akademisyenler,
Ve basınımızın kıymetli temsilcileri,
"Kamu Görevlilerinin Sendikal ve Demokratik Hakları Çalıştayı"na katılımlarınızdan dolayı teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum.

Devlet Personel Başkanlığımızca gerçekleştirilen bu çalıştay hiç kuşkusuz, kamu yönetimine, kamu çalışanlarına ve kamu görevlileri sendikacılığına önemli katkılar sağlayacaktır.

Bildiğiniz üzere, demokrasilerde yönetenler, toplum kesimlerinin haklarını gözetmekle yükümlüdürler. Yani demokrasi, genel anlamda vatandaşlar, özelde ise vatandaşların oluşturduğu örgütlenmeler karşışında tarafsız bir şekilde herkesin çıkarlarını geliştirmeye imkân tanımak durumundadır.

Günümüzün çağdaş insanı, örgütlü insan olarak kabul edilmektedir. Ve günümüzde, çalışanların yani emeği ile geçinenlerin, işverenlere karşı çıkarlarını korumak ve daha iyi bir yaşantı düzeyine ulaşmak için örgütlenmeleri hem doğal bir hak, hem de kaçınılmaz ve önlenemez bir olgu olarak ortaya çıkmıştır.

Çalışanların en temel demokratik hak ve özgürlüklerinin temelini düşünce ve örgütlenme özgürlüğü, dolayısıyla sendikal haklar oluşturmaktadır. Çalışanların sendikal örgütlenme, grev ve toplu sözleşme haklarını elde etmesi demokrasinin çalışma hayatına ilişkin bir gereğidir.

Değerli katılımcılar,

Çalışan kesimlerin haklarını ve çıkarlarını korumak amacıyla sendikal örgütlenmeleri, sanayi toplumu ile başlamıştır. Sendikaların bugünkü duruma gelmeleri uzun ve zorlu mücadelelerin sonucu olmuştur.

Bu dönüşümde, ne var ki, kamu sendikacılığı işçi sendikacılığının gerisinde kalmış, kamu sendikacılığı, işçi sendikacılığına oranla görece daha geç başlamıştır.

İlk memur örgütlenmesi 1890 yılında Amerika Birleşik Devletleri'ndeki posta işletmesinde kurulmuş, 1917 yılında da Amerikan Kongresi tarafından kabul edilmiştir. Amerika'da kurulan memur sendikaları, çalışma koşullarının düzenlenmesi, kendi çıkarları ile ilgili yasaların çıkartılması, daha iyi hizmet koşulları sağlanması, yeterlilik sisteminin korunması ve kredi kolaylıkları sağlanması gibi konularla ilgilenmeyi amaçlamıştır.

Avrupa'da ise memurların ilk örgütlenmesi 1908 yılında İngiltere'de başlamış, 1916 yılında Whitley Meclisleri olarak adlandırılan kurullar kurulmuştur. Öyle ki, Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra hizmet koşullarının saptanması konusunda zorunlu olarak bu kurulların hakemliğine başvurulmuştur.

Kamu görevlileri sendikacılığının dünya genelinde hukuki ve anayasal anlamda güvenceye kavuşturulması İkinci Dünya Savaşı'ndan sonraki yıllarda başlamış, özellikle 1960'lı yıllardan sonra dünya geneline yayılmıştır.

Bu bağlamda örnek vermek gerekirse, kamu görevlilerine örgütlenme, toplu pazarlık ve grev hakları; Norveç'te 1958, Gine ve Nijer'de 1959, Fransa ve Meksika'da 1963, İsveç'te 1965, Kanada'da 1967, Togo'da 1968, Finlandiya'da 1970, Portekiz'de 1974 yılında tanınmıştır.

1990'lı yıllardan itibaren ise dünya genelinde, kamu görevlileri sendikacılığının yasal ve anayasal düzeyde güvenceye kavuşturulması yüksek bir artış eğilimine girmiştir.

Günümüzde ise artık kamu sendikacılığı çağdaş demokrasilerin vazgeçilmez ve temel bir unsuru olarak görülmektedir.

Ve demokratikleşme konusuna büyük bir önem veren hükümetimiz, ülkemizin her alanda hızlı bir şekilde demokratikleşmesi için çaba harcarken, gerek işçi sendikalarını ve gerekse kamu sendikalarını demokrasinin başlıca unsurlarından biri olarak görmektedir.

İnanıyoruz ki çalışanların örgütlenmesi, demokrasinin iyi işlemesi ve gelişmesinin güvencesidir. Örgütlenme özgürlüğü önündeki engellerin kaldırılmasının ve kamu görevlilerinin sendikal haklarını yasalar çerçevesinde özgürce kullanmalarının büyük önem taşıdığını düşünüyoruz.

Değerli katılımcılar,

Ülkemizde kamu çalışanlarının sendikalaşma sürecinin oldukça geç bir dönemde başladığı görülmektedir. Türkiye'de kamu görevlilerinin sendikal örgütlenme tarihine baktığımızda 1960 öncesi dönemde örgütlü bir kamu görevlisi kitlesi olmadığı görülmektedir. 1947 yılında yürürlüğe giren 5018 sayılı Sendikalar Kanunu'nda sendikal haklar sadece işçi ve işverenlere verilmiştir.

Ülkemizde kamu görevlilerine sendikalaşma hakkı ilk kez 1961 Anayasası'nın 46. maddesi ile verilmiş ve bu konu ile ilgili özel kanun çıkarılması öngörülmüştür.

624 sayılı Devlet Personeli Sendikaları Kanunu'nun 8 Haziran 1965 tarihinde yürürlüğe girmesinin hemen ardından, Türkiye'nin ilk memur sendikası olan Türkiye Devlet Büro Görevlileri Sendikaları 18 Haziran 1965'te kurulmuştur.

Ne var ki 1971 yılında Anayasa'da yapılan değişiklik sonrası kamu görevlilerinin örgütlenme hakkı ortadan kaldırılmış, bu haktan sadece işçilerin yararlanabileceği hükme bağlanmıştır.

1971 yılından 1980 yılına kadar geçen sürede her ne kadar çeşitli memur örgütlenmeleri kurulmuş olsa da, bunlar sadece dernek statüsünde kalmışlardır.

1982 Anayasası'nın 51. Maddesi sendika kurma hakkını sadece işçilere tanımış olduğu için 80'li yıllarda kamu görevlileri açısından herhangi bir sendikal hak söz konusu değildir.

22 Nisan 1992 tarihli Danıştay kararı ile 87 ve 151 sayılı Uluslararası Çalışma Örgütü (İLO) sözleşmelerinin onaylanması sonucu kamu görevlileri sendikacılığının hukuksallaşma süreci başlamış ve önemli aşama kaydetmiştir.

23 Temmuz 1995 tarih ve 4121 sayılı Kanun'un 4. maddesi ile 1982 Anayasası'nın 53. maddesinin 2. ve 3. fıkraları arasına yeni bir fıkra eklenerek kamu görevlileri sendikalarının kurulması ve toplu görüşme ile üyeleri adına yargı mercilerine başvurma hakkının önü açılmıştır.

Bu değişiklik yeterli olmamakla beraber, bu döneme kadar hukuksal bir temele oturmayan kamu görevlileri sendikaları için hukuki temeli oluşturmuştur.

2001 yılında 4709 sayılı Kanun ile Anayasa'nın 51. Maddesi'nde yapılan değişiklik ile sendika hakkı tekrar 40 yıl önceki gibi çalışanlar için öngörülmüş ve kamu görevlileri sendikacılığının önündeki tüm engeller kalkmıştır.

İlk memur sendikasının kurulduğu tarihten bu yana en hareketli günlerini yaşayan kamu görevlileri sendikaları nihayet 25 Haziran 2001 tarihinde, 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu ile bir mücadelenin sonucu elde edilen, sınırlı da olsa kazanılmış hakları içeren bir kanuna kavuşmuştur.

2002 yılından beri Hükümetimizi temsilen Kamu İşveren Kurulu ile yetkili sendika ve konfederasyonlarımız arasında toplu görüşmeler gerçekleştirilmektedir.

Sendikal haklar ve örgütlenme özgürlüğü her geçen gün ülkemizde daha da yaygınlaşmaktadır.
Kamu çalışanlarımız, demokrasinin vazgeçilmez unsurlarından biri olan sendikalara ve konfederasyonlara katılımlarını her geçen gün artırmaktadır.

Ülkemizde 2002 yılında 650 bin 770 kamu çalışanımız sendika üyesi iken, bu sayı 2005 yılında 747 bin 617'ye, 2009 yılında ise 1 milyon 17 bin'e yükselmiştir.

 


Değerli katılımcılar,

2009 yılında sekizincisini gerçekleştirdiğimiz bu toplu görüşmelerde; bazı yıllar kamu görevlilerinin mali haklarını da kapsayacak şekilde taraflar arasında mutabakat zabıtları imzalanmıştır.

Kamu görevlileri sendikalarımız ve konfederasyonlarımız, 4688 Sayılı Kanunun getirdiği toplu görüşme sistemini çeşitli açılardan eleştirmektedirler.

Toplu görüşmelerde sendika ve konfederasyonlarımızın en fazla üzerinde durdukları konulardan biri de, kamu görevlilerimize, işçi sendikacılığında olduğu gibi grevli ve toplu sözleşmeli bir sendikal hakkın tanınmasıdır.

Bildiğiniz üzere, kamu görevlileri sendikacılığında dünya ülkeleri arasında farklı düzenleme ve uygulamalar görülmektedir.

Avrupa Birliğinde ve diğer dünya ülkelerinde, hem kamu görevlileri sendikacılığı konusunda, hem de grev ve toplu sözleşme konusunda geçerli tek bir sistemden bahsetme olanağı bulunmamaktadır.

Bazı ülkelerde ise bir kısım kamu görevlileri -örneğin yargıçlar, yüksek dereceli memurlar, askerler, emniyet görevlileri ve hatta öğretmenler- için sendikal haklar ya tamamen ya da kısmen yasaklanmıştır.

Kamu görevlilerine tanınan sendikal haklar açısından dünya ülkelerini incelediğimizde; bazı ülkelerde kamu görevlilerine sendikal hakların işçilerle birlikte, bazı ülkelerde ise işçilerden ayrı olarak tanındığı görülmektedir.

Örneğin; Arjantin, Avusturya, Beyaz Rusya, Bulgaristan, Almanya, Danimarka Finlandiya, İngiltere, İsrail, İsveç, İtalya, Kenya, Küba, Mısır, Macaristan, Norveç, Polonya, Tunus, Ukrayna gibi ülkeler, sendika hakkını kamu görevlileriyle işçiler arasında ayrım gözetmeksizin genel sendika yasalarıyla birlikte tanımışlardır.

Aralarında Türkiye'nin de yer aldığı ABD, Belçika, Fas, Fransa, Gabon, İspanya, İsviçre, Japonya, Kamerun, Kanada, Lüksemburg, Mali, Meksika, Peru, Yeni Zelanda gibi ülkeler ise, kamu görevlilerine sendika hakkını işçilerden ayrı ve özel bir kanun ile tanımaktadır.

Öte yandan ise, Bolivya, Ekvator, Nijerya, Nikaragua, Tayland gibi bazı ülkelerde ise halâ kamu görevlilerine sendikalaşma hakkı tanınmadığı görülmektedir.

Ancak hemen belirtmek gerekir ki, kamu görevlilerine örgütlenme hakkı birçok ülkede tanınmış olmakla birlikte, söz konusu hakların kullanılmasında ülkeden ülkeye değişen birtakım kısıtlamalara gidildiği de bir gerçektir.


Bu kısıtlamalar;
• Kamu görevlilerine grev ve toplu sözleşme hakkı vermemek veya bu hakları sınırlamak,
• Silahlı kuvvetler mensuplarını, polis ve kolluk kuvvetlerini ya da devletin yönetim, denetim kademelerinde çalışanların bir kısmını veya tümünü örgütlenme dışı bırakmak,
• Özel kesim işçileriyle örgütlenmeyi engellemek veya sınırlamak, şeklinde sıralanabilir.

Bazı ülkelerde ise kamu görevlilerine son derece geniş örgütlenme, toplu pazarlık ve grev hakkı tanınmıştır. Örneğin; bu ülkelerden Avustralya, Avusturya, Kostarika, Tunus, İsviçre, Danimarka, Finlandiya gibi bazı ülkelerde kamu görevlileri oldukça ileri düzeyde sendikal haklara sahiptir. Ayrıca bu ülkelerde kamu görevlileri işçilerle birlikte örgütlenebilmektedir.

Benzer şekilde Almanya, Avusturya, İsveç, İsrail, Lüksemburg, İngiltere, Norveç gibi bazı ülkelerde ise, birçok ülkenin aksine silahlı kuvvetler mensuplarının dahi örgütlenebildiği görülmektedir.

 

Değerli katılımcılar,

Ülkemizde kamu personelinin mali ve sosyal hakları ile diğer özlük işleri, başta Anayasamız olmak üzere, kanunlar ve ikincil mevzuatla düzenlemiştir.

Grevli ve toplu sözleşmeli sendikacılık konusu ise Uluslararası Çalışma Örgütünün ilgili sözleşmeleri ve Anayasamız başta olmak üzere, kanunlarımız ve diğer mevzuatımız açısından değerlendirilmesi gereken kapsamlı bir nitelik arz etmektedir.

Değerli katılımcılar,

Bu anlayış çerçevesinde, 2009 yılı toplu görüşmeleri sırasında, kamu görevlileri sendikacılığında grev ve toplu sözleşme konusunda,
- Kamu görevlileri sendika ve konfederasyonlarımızın söylemlerinin ortaya konulması,
- İlgili akademik çevrelerin konuya ilişkin değerlendirmelerinin alınması,
- Konunun anayasal, yasal ve uluslararası hukuk açısından bütün boyutlarının ortaya konulması,
- Sendika ve konfederasyonlarımızla katılımcı yönetim anlayışına uygun ortak çalışma platformlarının oluşturulması,
amacıyla bir Çalıştay düzenlenmesi için mutabakata varılmıştır.

Değerli katılımcılar;
Bu Çalıştay bize, kamu görevlileri sendikacılığında grev ve toplu sözleşme konusunun bir fotoğrafını belki de önümüzdeki günlerde takip edeceğimiz yol haritasını verecektir.

Bu çerçevede Çalıştayımızda değerli katkılarını esirgemeyen tüm katılımcılara, Çalıştayın hazırlık ve organizasyon çalışmalarını yapan değerli mesai arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.

Ve sözlerime burada son verirken, bu Çalıştayın ülkemize ve kamu görevlilerimize hayırlı olmasını temenni ediyorum.

 

9 Şubat 2010 / Abant