Hayati YAZICI | Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı

İSTANBUL 2010 AKB AÇILIŞ TÖRENİ KONUŞMASI

İSTANBUL 2010 AKB AÇILIŞ TÖRENİ KONUŞMASI

Değerli Konuklar,

Tarihin ve tabiatın nakış nakış işlediği, göz kamaştırıcı bir sanat eseri olan İstanbul hiç kuşkusuz sadece Türkiye'nin değil, Avrupa'nın ve hatta dünyanın da gözbebeğidir.

Bu büyük dünya metropolü, gündelik yaşamın hızlı temposu içerisinde çoğu kez farkına varamadığımız çok zengin bir kültür hazinesi barındırıyor. Kıtaları birleştirdiği gibi, farklı renkleri, farklı kültürleri, farklı dinleri de birleştiriyor İstanbul.

Bu haliyle İstanbul, bir köprü ve bir kavşak olma özelliği taşıyor. Köprü, bildiğiniz gibi, iki alanı birbirine bağlar, kavşak ise birçok alanın birbiriyle kesiştiği, birleştiği noktadır.

Günümüz İstanbul'u, bu iki tanımlamayı içeriyor, ama bundan da öteye bir özellik taşıyor: Köprüden geçen her şey bu kentin etkisinde kalıyor ve bu kentten aldığı bir şeyleri taşımaya başlıyor. Kavşağa gelenler de gidecekleri yönü seçmeden önce bu birleşme noktasında bir süre kalmayı yeğliyor. Ve bu kent, gelip geçen her şeyi yeniden yorumluyor. Doğu ve Batı arasında yeni bir esin, yaratıcılık ve kültürel üretim alanı oluşturuyor.

Ve bu özellikleriyle İstanbul, medeniyetlerin çatışmasına tanıklık ettiğimiz sancılı bir süreçle başlayan 21. yüzyılın geleceğine umut verici bir ışık tutuyor.

Şuna inanıyorum ki, ülkemizin, dünyamızın yepyeni ufuklara doğru hızla yol aldığı şu dönemde İstanbul'un bize anlatacağı çok şey var.

Evet... camileriyle, kiliseleriyle, saraylarıyla, sarnıçlarıyla, kütüphaneleriyle, yüzlerce yıllık çınarlarıyla, çeşmeleriyle, cıvıl cıvıl çarşıları ve sokaklarıyla İstanbul bizi çağırıyor. Bir an duralım ve onun sesine kulak verelim. İstanbul'un bize anlatacağı inanılmaz zenginlikteki öyküler gerçekten de dinlemeye değer. Yüzyıllardan süzülüp gelen bir bilgeliğe sahip bu şehrin hiç kuşkusuz bize ve bütün insanlığa öğreteceği çok şey var.

İki büyük imparatorluğa başkentlik yapmış olan bu kadîm şehirde, binlerce yıldır İstanbul'dan gelip geçmiş kültür ve medeniyetlerin muhteşem ahenginden çok şey öğrenmek mümkündür. Bugün Süleymaniye Camii, Topkapı Sarayı, Galata Mevlevihanesi ne kadar İstanbulluysa, Ayasofya, Kariye, Çemberlitaş ve Galata Kulesi de o kadar İstanbulludur.

Itrî ve Dede Efendi'nin şarkılarındaki güzel melodiler ne kadar İstanbul'a aitse, ortodoks ve Katolik Kiliselerindeki ilahiler, Balat ve Kurtuluş'taki gayrimüslim azınlıkların melodileri de o kadar İstanbul'a aittir.

Ve bugün bizler İstanbul'un 2000 yıllık tarihini ve bu kültürel zenginliğini korumanın ve geleceğe taşımanın büyük sorumluluğunu taşıyoruz.

2010 yılı İstanbullulara gündelik koşturmalarından bir nebze olsun sıyrılma ve İstanbul'a daha derinlikli bir açıdan bakabilme fırsatını sunmaktadır. Bu şekilde biz İstanbullular, bu eşsiz kente ait olma duygusunu içimize daha derinden sindirebileceğiz.

Bu nokta gerçekten de büyük bir önem taşımaktadır.

Hepimizin bildiği gibi, medeniyet, "şehir" anlamına gelen "medine" kelimesinden türemiştir. Bu da bize, şehirlerin; medeniyetlerin yeşerdiği yegâne yerler olduğu gerçeğini hatırlatıyor.

Dolayısıyla, köklü medeniyetimize sahip çıkmak ve onu evrensel insanlık kültürüyle kucaklaştırmak istiyorsak, öncelikle şehirli olma bilincini zihinlerimizde yerleşik kılmak zorundayız.

Öte yandan, şehirler bizi farklı olanla yüzyüze getirir... Farklı olanı hazmetmeyi, ona hoşgörü ve saygı göstermeyi, kendi gerçeklik dünyamızı bu farklı olanla zenginleştirmeyi şehirlerde öğreniriz.

Evet, 2010 yılı içerisinde İstanbul bir şehir olarak önplana çıkacak ve 2010 yılı boyunca İstanbul'la bir şehir olarak yüzleşeceğiz. Bu durum, medeniyet anlayışımıza da ayrı bir derinlik kazandırarak, kentli ve dolayısıyla medenî olma bilincimizi tazeleyecektir.

Öte yandan, İstanbul'un Avrupa Kültür Başkenti oluşu, son dönemde kendi içine kapanma eğilimi gösteren, ve farklı olana yönelik dışlayıcı eğilimlerin gitgide arttığı Avrupa için de önemli bir açılım fırsatı olacaktır.

Avrupalı dostlarımızın 2010 vesilesiyle İstanbul'la yakın bir temas içerisine girmesi; önyargılardan uzak, farklı kültürleri kucaklayan ve evrensel değerleri sindirmiş bir Avrupa kültürünün yeniden yeşermesine olanak sağlayacaktır.

Dolayısıyla, şuna bütün kalbimle inanıyorum ki, İstanbul sadece Avrupa kültür başkenti olmakla kalmayacak, önümüzdeki dönemde, tartışılmaz bir şekilde dünya barışının da başkenti olacaktır.

Bu düşüncelerle sözlerime son verirken, 2010 yılının İstanbul ve Türkiye için hayırlı olmasını diliyor ve İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Koordinasyon Kurulu Başkanı olarak bu sürecin başından beri elbirliği ve gönül birliğiyle, canla başla çalışan herkese huzurlarınızda sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.

16.01.2010