Hayati YAZICI | Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) Yüksek İstişare Konseyi (YİK) Toplantısında konuşan Bakan Yazıcı, TÜSİAD'ın ''Bosphorus Prize for European Understanding'' dış politika ödülünün kendisi tarafından bu yılki sahibine verileceğini belirtti. Yazıcı, ödülün, Türkiye'nin AB üyelik sürecine, görüş ve politikalarıyla katkı sağlayan, Avrupa'nın önde gelen isimlerine 2003 yılından bu yana verildiğini hatırlattı.
Bu yıl bu ödüle, Federal Almanya Eski Dışişleri Bakanı Frank Walter Steinmeier'in layık görüldüğünü dile getiren Yazıcı, bu ödülü kendisine, Türkiye ile AB arasındaki işbirliğinin, karşılıklı anlayışın ve ortak değerlerin gelişmesine yaptığı katkılardan dolayı verildiğini kaydetti. Yazıcı, bu ödül töreni vesilesiyle Türkiye'nin AB üyeliği sürecine verdiği önemi bir kez daha ifade ederek, AB uyum sürecindeki siyasal iradenin dün olduğu gibi bugün de güçlü bir şekilde sürdürüldüğünü vurguladı.
Türkiye'nin, mevzuat uyum takvimini içeren yenilenmiş Ulusal Programını, geçtiğimiz yılın son günü resmileştirerek yürürlüğe koyduğunu belirten Yazıcı, Türkiye'nin, aradan geçen bir yıllık süre içinde, müzakere sürecinin kurumsal yapısını güçlendirmek bakımından önemli adımlar attığını belirtti.
İDARE VE YASAL REFORMLAR
Yazıcı, Türkiye'nin son bir yıl içinde de yasal ve idari reform çalışmalarını sürdürdüğünü ifade ederek, şunları söyledi:
''Türkiye, tam üyelik müzakerelerinin başlamasıyla birlikte, Kopenhag Siyasi Kriterleri'nin gereklerini karşılamış bir ülke konumuna gelmiştir. Bununla birlikte, demokratikleşme yolunda ilerlemeye olan kararlılığımız ortadadır. Ulusal Programda çerçevesi belirlendiği gibi, siyasi kriterler alanında pek çok adım atılacaktır. Türkiye AB üyesi olmadan Gümrük Birliğine dahil olan ilk ülkedir. Bu durum, aynı zamanda Avrupa'da bazı kesimlerin önerdiği imtiyazlı ortaklık modelinin, 14 yıl önce zaten gerçekleşmiş olduğunun ve bu söylemin yeni bir içeriğinin olmadığının bir teyididir. Sanayi malları ticaretindeki 14 yılı bulan entegrasyonumuzun, sadece ikili serbest ticaretten ibaret olmadığının bilincindeyiz. Bu konuda bir dizi mevzuat uyumu ve önemli bir zihinsel dönüşüm gerekiyor. Bu uyum sürecinde, sorumlu olduğum Bakanlık bünyesinde de çalışmalarımızı sürdürmekteyiz. Bu çerçevede, Gümrük Birliğine dahil olmamızın ardından, 2000 yılından bu yana, 4458 sayılı Gümrük Kanunu'nda beş kez değişikliğe gidilmiştir.''
Yazıcı, bu çerçevede Türkiye'nin NATO üyeliği ve AB ile müzakere sürecinin, Türkiye'nin stratejik önceliği olduğunu söyledi.
Bu güçlü ilişkilerin Türkiye'nin Kafkasya'yı, Orta Doğu'yu, Asya'yı ya da Afrika'yı ihmal edeceği anlamına gelmediğini anlatan Yazıcı, ülke olarak her şeyden önce, komşu ülkelerle sıfır sorun politikası izlediklerini anımsattı.
Bakan Yazıcı, bu şekilde, Türkiye'nin bölgesinde barış ve istikrarın sağlanması için olağanüstü bir çaba sarfettiğini kaydetti.
Bölgesinde gitgide etkisini artıran, barış ve istikrarın korunmasında kilit rol oynayan, sözü dinlenir ve güvenilir bir Türkiye'nin varlığının AB açısından da büyük bir önem taşıdığını belirten Yazıcı, ''Türkiye'nin kendi doğusuyla ilişkilerinin daha iyi bir noktada olması, Türkiye'yi de içine almış bir Avrupa bakımından çok önemli bir kazanım olacaktır. Böylece AB, 21. yüzyılın küresel siyaset sahnesinde, kendisine önemli bir hareket alanı bulacaktır'' diye konuştu.
Çeşitli inişler ve çıkışların yaşandığı AB-Türkiye ilişkilerinin başlangıcından bu yana Türkiye'nin hiçbir zaman Avrupa ile entegrasyon hedefinden vazgeçmediğini dile getiren Yazıcı, ''Şu anda yürütülen müzakere sürecinin de doğal sonucu hiç kuşkusuz Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğidir. Bunun aksi düşünülemez. Türkiye'nin tam üyeliği yerine hedef olarak 'Ayrıcalıklı Ortaklığın' önerilmesi de hiçbir şekilde kabul edilebilir değildir. Üzülerek ifade etmek isterim ki, 3 Ekim 2005 tarihinde başlayan müzakerelerde şu ana kadar gelinen nokta yeterince tatmin edici olamamıştır'' diye konuştu.
AB ile müzakere sürecine başlayan her ülkenin bu süreci tamamladığını ve bu konuda herhangi bir istisna bulunmadığını ifade eden Yazıcı, Türkiye'nin de bir istisna oluşturmasının beklenmemesi gerektiğini kaydetti.Türkiye'nin Avrupa Birliğine üye olmasına hala karşı çıkan çevrelerin bulunmasının, ancak tarihten gelen duygusal bazı ön yargılarla açıklanabileceğini dile getiren Yazıcı, bu ön yargıların aşılmasının en önemli yolunun da hiç kuşkusuz AB ve Türkiye halklarının birbirlerini daha yakından tanımaları olduğunu söyledi.Bakan Yazıcı, bu çerçevede, İstanbul'un 2010 Avrupa Kültür Başkenti olarak seçilmiş olmasının, çok önemli ve tarihi bir fırsat olduğunu vurgulayarak, Türkiye'nin bu fırsatı hep birlikte en iyi şekilde değerlendireceğine inandığını anlattı.
Avrupa'daki, Türkiye'yi dışlayıcı bir tutum takınan çevrelerin hiçbir şekilde Avrupa'yı ve Avrupa değerlerini temsil etmediğini bildiklerini vurgulayan Yazıcı, şunları kaydetti: ''Sürecin başından beri birçok Avrupalı dostumuz, Türkiye'nin üyelik sürecini desteklerken, bunu her şeyden önce Avrupa ve Avrupa değerleri adına yaptılar ve yapıyorlar. Bu değerli dostlarımız arasında Sayın Steinmeier'in elbetteki çok ayrıcalıklı ve çok özel bir yeri vardır. Sayın Steinmeier hükümetteki görevi süresince, Türkiye'ye herhangi bir negatif ayrımcılık yapılmasına karşı çıkmış. Türkiye'nin AB müzakerelerinin objektif bir temelde sürdürülmesi için önemli katkılar sağlamıştır.Türkiye AB katılım sürecinde kararlılıkla ilerlemektedir. Reformlarımızı kesintisiz sürdürüyoruz. Bunu yaparken en önemli desteği halkımızdan, sivil toplum kuruluşlarımızdan alıyoruz. Ancak, bu süreçte Avrupalı dostlarımızın desteği de büyük önem taşımaktadır. Avrupa Birliği ile ortak bir geleceğimiz olduğuna inanıyorum. ''
Bakan Yazıcı, Türkiye'nin izlediği dış politikanın, bazı yerlerde ''eksen kayması'' olarak değerlendirildiğini hatırlatarak, ''eksen kayması'' nitelemesi yapılan Türkiye'nin davranışlarının, vizyonunun, tercihinin, Türkiye'nin çıkarları açısından ne denli değerli olduğu ve bir ''eksen kayması'' olarak nitelenemeyeceğinin ortaya çıktığını söyledi. Türkiye'de siyasetle ilgili yapılan değerlendirmeleri de çok haklı bulmadığını dile getiren Yazıcı, Türkiye'nin son 3-4 aydır önemli bir süreç yaşadığını belirtti.
Türkiye'nin en temel sorunlarının arasında ''terör sorunu'' olduğunu ifade eden Yazıcı, ''25 yıldır Türkiye, bu sorunla mücadele ediyor. Güvenlik güçlerimiz, bu mücadele kapsamında hükümetlerden ne talep etmişlerse temin edildiği gibi bizim hükümetimiz de bunu temin etti ve ediyor. Ancak, bütün bunlara rağmen dağdakilere katılım önlenememiştir, sonlandıramamıştır, minimize edilememiştir ve bunu minimize etmek için başka yöntemlerin, çalışmaların gerekliliği vurgulanmış, altı çizilmiştir'' diye konuştu.
Bakan Yazıcı, ''Bu açılım projesine gerek yok veya bunu yapmak isteyenler şunun aleti oluyor, şununla birlikte hareket ediyor'' demenin, gerçeklikle bağdaşmadığını ve Türkiye'nin çıkarlarına da uygun bir davranış biçimi olmadığını söyledi. Bu noktada yapılanlara katkı verilmesi gerektiğini vurgulayan Yazıcı, ''Biz birlikte Türkiye'yiz. Bunda Türkiye'yi seven herkes var. Buna katkı vermeliyiz'' dedi. Yazıcı, sözlerini şöyle tamamladı: ''Siyasette kriz varmış gibi beyanları abartılı buluyorum. Türkiye'de güven var, istikrar var. Halka bakalım... Biz, halkın gündemiyle hükümetin gündemini 3 Kasım 2002 tarihinden bu yana birleştirdik. Burada dile getirilen bütün sorunlar, hükümetin gündeminde. Elbette ekonomide zor bir yılı geride bırakıyoruz ama bunlar hükümetin gündeminin dışında değil. Bakın Başbakanımız, yanında iş adamlarımızla birlikte ülke ülke dolaşırken elbette ki bu ülkenin sorunlarını çözme noktasında birlikte davranışında altını çizmiş oluyor. Biz büyük bir ülkeyiz. Ekonomimiz güçlü. Elbette ki kriz, bizi etkiledi ama dünyada başka ülkelerde yaşanan finansal krizler, bizim ülkemizde yaşanmadı. Bu ülke hepimizin. Bu sorunları çözme noktasında diyalog kanallarımızın hep açık tutulması lazım. Bu kanalları açık tutalım. Daha çok görüşüp konuşalım. Bu sorunları birlikte çözeceğiz.''
11.12.2009



